İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. YGS-İnkılap Tarihi Ders Notu

11- Misak-ı Milli

featured
+ - 0

ON OSMANLI MEBUSAN MECLİSİ(12 Ocak-12 Nisan 1920)

MİSAK-I MİLLİ (20 Ocak 1920)

 Mütarekeden sonra Meclisi Mebusan mevcut duruma muhalefet ettiği için sultan Vahdettin tarafından 21 Aralık 1918’de kapatıldı.

 Amasya Görüşmelerinde ve daha önceleri Anadolu′nun ısrarla üzerinde durmasından dolayı meclisin açılmasına karar verildi.

 İngilizler bu seçimlere müdahale etme ihtiyacı duymadılar.

Çünkü:

 Seçimlere katılım olmayacağına,

 Türk milletinin artık savaştan bıktığına, bezginlik içerisinde olduğuna,

 Kim gelirse gelsin İstanbul′da sözlerinden çıkamayacağına inanıyorlardı.

Bu durum Mustafa Kemal′in işine yaradı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yandaşlarının meclise seçilmesini kolaylaştırdı.

 Seçimler sonunda birisi Yahudi olmak şartıyla 168 milletvekili seçildi.

 Mustafa Kemal meclisin İstanbul′da açılmasını istemiyordu.

 Çünkü burada rahat çalışamayacaktı. İstanbul dışında toplanması da anayasaya aykırı ve işleyiş yönünden mahsurluydu.

 Çünkü yasamanın bir yerde yürütmenin başka bir yerde olması doğru değildi.12 Ocak 1920’de 68 mebusla meclis İstanbul′da açıldı.

 Mustafa Kemal meclise Erzurum mebusu olarak seçilmiş fakat başına gelecekleri tahmin ettiği için gidememişti.

 Gidenlerle Ankara′ya gelerek görüştü.

 Onlardan:

 Birlikte hareket edip bir grup kurmalarını,

 Kendisini meclise başkan seçmelerini istedi.

 Mustafa Kemal′in başkan olmak istemesinin sebebi meclisin çalışmalarından dolayı kapatılacağına inandığından meclisi başka bir yerde toplamaktı. Çünkü Kanuni Esasi’ye göre meclis usulsüz kapatılırsa başkanın meclisi başka yerde toplama hakkı vardı.

 Meclisteki milletvekilleri Mustafa Kemal′in istediği gibi tam manası ile çalışmadılar. Mustafa Kemal′i başkan seçmediler kurdukları grubun adını da Müdafaa-i Vatan değil tepki almasın diye Felah-ı Vatan koydular. Padişahın yanındaymış gibi davranmaya başladılar.20 Ocak’ta bu meclis 6 maddelik bir kararı kabul etti.

Misak-ı Milli (milli yemin milli ant )denilen bu kararlar

 30 Ekim 1918 Mütarekesi’ne göre, düşman işgali altında kalan ve Arapça konuşulan yerlerin halkının kaderi bunların hür olarak verecekleri reylere göre belirtilmesi gerekir.

 Mütareke çizgisinin içinde ve dışında kalan bu yerlerin İslam ve soyca bir olan Osmanlı çokluğunun oturduğu bölgelerin hepsi, hüküm ve fiil bakımından, anayurttan hiçbir sebeple ayrılmaz bir bütündür.

 Halkı, ilk serbest kaldıkları sırada, (Haziran 1918’de) verdikleri oylarıyla anayurda katılma kararını Evliye-i Selese(=Üç-Sancak: Kars; Oltu-Olur ve Şenkaya dâhil Ardahan; Artvin ve Acara ile Çürüksü dâhil Batun) için gerekirse yeniden serbestçe oylama yapılmasını kabul ederiz.

 Türkiye barışı sırasında, hukuk durumunun görüşülmesi kararlaştırılan Batı Trakya’nın kaderi de oralarda oturanların serbestçe verecekleri oylara göre belirlenmelidir.

 İslam Halifeliğinin, Osmanlı Saltanatının ve Hükümetinin merkezi İstanbul şehri ile Marmara Denizi’nin güvenliği korunmalıdır.

Bu şartlara uyularak Akdeniz/Çanakkale ve Karadeniz/İstanbul Boğazlarının, dünya ticareti ile ulaşımına açık tutulması için bizim de ilgili devletlerle birlikte vereceğimiz karar geçerli sayılır.

 Azınlıkların (Türkiye’deki Rumlar, Ermeni ve Yahudi hakları, İtilaf devletleri ile hasımları ve birtakım ortakları arasında kararlaştırılan anlaşma esaslarına göre komşu ülkelerdeki Müslümanların da bu haklardan istifadeleri güveni ile tarafımızdan teyit ile sağlanacaktır.

 Milli ve iktisadi gelişmemize imkân vermek, ayrıca daha çağdaş ve düzgün bir idare ile işleri yürütmek için, her devlet gibi, bizim de gelişmemizi sağlamak üzere tam bir serbestliğe ulaşmamız, yaşama ve varlığımız temelidir.

Bu yüzden siyasi, adli, mali vs. gibi gelişmemize engel olan bağların karşısındayız. Ortaya çıkacak devlet borçlarımızın ödeme şartları da bu esaslara aykırı olmayacaktır.     

Misak-ı Milli Kararları:

 

1. Osmanlı Devleti’nin Mondros Mütarekesi’ni imzaladığı 30 Ekim 1918 tarihinde düşman ordularının işgali altında bulunan Arap memleketlerinin durumunun, halkın serbestçe verecekleri oya göre belirlenmesi gerekir.

 Bu mütareke hududu içinde Türk ve İslam çoğunluğu bulunan kısımların tümü hiç bir şekilde ayrılık kabul etmez bir bütündür.

UYARI: Burada Arap ülkeleri Osmanlı Devletine mi katılacak yoksa bağımsız mı olacak? Buna Arap halkının karar vermesi istenmektedir.

 Bu kararla vatanın sınırları kesin olarak saptanmış oluyor. Sınırlar belirlenirken Mondros ve Türk çoğunluğu ölçüt alınıyor. Yani, Mondros’tan sonra işgal edilen yerlerden İtilaf Devletleri çekilmelidir ve Türk çoğunluğu nerede ise orası Türklere bırakılmalıdır.

2. Halkı ilk serbest kaldıkları zamanda başvurdukları halk oylaması ile anavatana katılmış olan ‘‘üç liva’’ yani Kars, Ardahan, Batum için gerektiğinde serbestçe yeniden halk oylamasına başvurulmasını kabul ederiz.

UYARI: Buralarda Türk çoğunluğu olduğu için böyle bir halk oylaması istenmiştir. Bu kararda verilmek istenen mesaj : ‘‘Bu illerde Türklerin olmadığını iddia ediyorsanız, geliniz halka soralım, hangi devletin sınırları içinde kalmak istediklerine onlar karar versin.’’

3. Türkiye barışına bırakılan Batı Trakya’nın Hukuki durumunun saptanması da halkın tam bir hürlükle verecekleri oya uygun olmalıdır.

4. Hilafet merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul şehriyle Marmara denizinin güvenliği, her türlü tehlikeden uzak olmalıdır.

 Akdeniz ve Karadeniz boğazlarının dünya ticaret ve ulaşımına açılmasında, bizim ve diğer bütün ilgili devletlerin vereceği karar geçerlidir.

5. Azınlık hakları, komşu memleketlerdeki Müslüman halkın aynı haktan yararlanması şartıyla tarafımızdan kabul ve temin edilecektir.

UYARI: Burada, ülkede yaşayan Müslüman olmayan halkın korunacağı ve onlara çeşitli haklar tanınacağı belirtilmiş, ancak aynı haklardan Balkanlar’da bulunan Müslüman halkın da yararlanması istenmiştir.

6. Her devlet gibi bizim de tam bağımsızlığa ve serbestliğe ihtiyacımız vardır.

 Bu, yaşamımızın ve geleceğimizin temel kuralıdır. Bu nedenle siyasi, adli ve mali gelişmemizi önleyecek sınırlamalar kabul edilemez.

 Borçlarımızın ödenmesi de kurallara aykırı olamaz

UYARI: Bu karar şu anlama gelmektedir:

 Misak-ı Milli tam bağımsızlığı amaçlayan bir belgedir. Siyasal, adli ve mal gelişmemizi engelleyecek hiç bir şart kabul edilmez denilmekte, kapitülasyonlar, manda ve himaye açıkça reddedilmiştir. Borçlarımızın ödenmesi, bağımsızlık anlayışımıza aykırı olamaz denilmekle de Düyun-u Umumiye’ye karşı çıkmıştır.

 

MİSAK- MİLLİ’NİN SONUCU VE ÖNEMİ

 Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin özeti olup Mebusan Meclisi tarafından kabul edilmesidir.

 Milli mücadelenin hedefini ve sınırlarını kesin olarak ortaya koymuştur.

 Anadolu hareketinin siyasi bir zaferidir.

 Sınırların çizilmesinde Türk milliyetçiliği ve halk oylaması ön plandadır.

 Azınlık haklarına tepki göstermiş, bu hakların ne kadar olacağını belirlemiştir.

 Kapitülasyonlara ilk ciddi tepki gösterilmiş, kapitülasyonların kaldırılması istenmiştir.

 Mebusan Meclisi tarihinin en önemli kararlarıdır.

 Osmanlı Meclisi Osmanlının dağıldığını resmen kabul etmiştir.

 İstanbul′un resmen işgaline neden olmuştur.

 Mebusan Meclisi’nin kapatılmasına neden olmuştur.

 TBMM’nin açılışına ortam hazırlamıştır.

 Türk milletinin kabul edebileceği barışın şartlarını ortaya koymuş bunu tüm dünyaya duyurmuştur.

 Azınlıklar maddesinde İslamcılık  fikri ön plandadır.

 Boğazların kontrolünün bizim olacağını açıklamıştır.

 Osmanlının borçlarının ödeme şeklini ortaya koymuştur.

 Bu kararlar Osmanlı hükümetini bağladığı için çok tepki almıştır.

 İtilaf devletleri Anadolu direnişini daha ciddiye almaya başlamışlardır.

 

İSTANBUL’UN RESMEN İŞGALİ (16 MART 1920)

 Osmanlı Mebusan Meclisi Misak-ı Milli kararlarını alınca İngilizler hem çok şaşırdılar hem de şiddetli bir tepki gösterdiler.

 Asıl önemli olan bu karaları savunacak ve uygulamaya çalışacak bir hükümetin olmasıydı ki bu güçte bir hükümet yoktu.

 İngilizler bu karaların iptali için Ali Rıza Paşa’ya baskı yapmaya başladılar.

 Ali Rıza Paşa bu baskıya dayanamadı ve 3 Mart’ta istifa etti.

 Damat Ferit’in hükümet kurma ihtimali doğdu ama meclis başkanı Cemalettin Arif Bey bunu padişahla konuşarak engelledi.

 Hükümet kurma görevi Salih Paşa’ya verildi ve 7 Mart’ta hükümeti kurdu. İngilizler yeni hükümetten de aynı şeyleri istediler.

 Bu iptal karaları kabul görmeyince 16 Mart’ta İstanbul′u resmen işgal ettiler.

 18 Mart’ta meclis çalışmalarının güvenli olmayacağını düşünerek çalışmalarına ara verdi.

 Mebuslardan bir kısmı tutuklanmaya başlandı. Kaçabilenler ise Ankara′ya geldi.

 2 Nisan’da da Salih Paşa hükümeti bu olaylara karşı istifa etti.

 5 Nisan’da Damat Ferit son defa hükümet kurdu. 12 Nisan’da meclisi feshetti.

 İtilaf devletleri bir genelge yayınlayarak işgalin geçici olduğunu Anadolu′da buna tepki isyanları olursa yurdun tamamını işgal edeceklerini duyurdular.

Sonuçta:

 Osmanlı parlamentosu ortadan kalktı.

 Ankara’da yeni bir meclis açma imkânı doğdu.

 Mustafa Kemal’e mücadeleyi padişah adına yürüttüğünü söyleme imkânı doğdu.

 Damat Ferit tekrar başa geldi.

 Bu olanlar Mustafa Kemal tarafından tüm yurda duyuruldu ve kınandı. Ayrıca bir genelge yayınlayarak bazı tedbirler aldı.

Bunlar:

 İstanbul′a vergi gönderilmemesini istedi.

 İstanbul’dan gelen atamaları geri çevirdi.

 Haberleşmeyi kesti ve İstanbul′a ambargo uyguladı.

 İstanbul’daki tutuklamalara karşı o da Anadolu′da İtilaf subaylarını tutukladı.

 İstanbul′dan Anadolu′ya sevkiyatı önlemek için Geyve ve Ulukışla’daki demiryollarını tahrip etti.

 İtilaf devletlerinin Anadolu’daki resmi ve gayri resmi mallarına el koydu.

 Ankara’da yeni bir meclis açmak için çalışmalar başlattı.

Yorum Yap